Türkiye Cumhuriyeti

Moskova Büyükelçiliği

Konuşma Metinleri

Büyükelçi Ümit Yardım'ın, RİA-Novosti’ye verdiği mülakat, 10.02.2016

TÜRKİYE BÜYÜKELÇİSİ: ANKARA, RUSYA İLE DİYALOGUN SÜRDÜRÜLMESİNDEN YANADIR

RF nezdinde Türkiye Büyükelçisi Ümit Yardım, RİA-Novosti’ye verdiği mülakatta, mevcut anlaşmazlıklara rağmen Ankara’nın Rusya ile siyasi diyalogun sürdürülmesinden yana olduğunu ve Moskova’nın Ankara için güvenilir bir doğalgaz tedarikçisi olduğunu belirtti.
RF nezdinde Türkiye Büyükelçisi Ümit Yardım, Türkiye’nin Rusya ile siyasi diyalogun sürdürülmesinden yana olduğunu ve mevcut anlaşmazlıklara rağmen Moskova’nın Ankara için güvenilir bir doğalgaz tedarikçisi olduğunu belirtti. RİA-Novosti özel muhabiri Polina Çernitsa’nın sorularını cevaplayan Büyükelçi, SSCB ve modern Rusya döneminde Moskova görevini anlatarak, meslektaşlarının 10 Şubat Diplomat Günü mesleki bayramlarını kutladı ve yakında RF ile Türkiye Dışişleri Bakanları arasında görüşme ihtimali hakkındaki soruyu yanıtladı.
1. Birçok uzman Moskova ile Ankara arasındaki siyasi diyaloğun düzeltilmesi gerektiği görüşünde. Yakın zamanda gerçekleştirilecek olan Münih Konferansı sırasında buna yönelik bir adım atılabilir mi? Yani T.C. Dışişleri Bakanının Rus meslektaşı Lavrov’la görüşme ihtimali var mı?

Türkiye, her zaman Rusya ile karşılıklı temasların ve siyasi diyaloğun sürdürülmesinden yanadır. Nitekim, bu çerçevede en son 3 Aralık 2015 tarihinde Belgrad’ta düzenlenen AGİT Bakanlar Konseyi Toplantısı marjında iki ülke Dışişleri Bakanları arasında karşılıklı nezaket çerçevesinde tarafların görüşlerinin açık şekilde gündeme getirildiği ikili bir görüşme gerçekleştirilmiştir. Esasen, Dışişleri Bakanlarımız arasında uluslararası toplantılar sırasında görüşmeler yapılması her zaman ihtimal dahilinde bulunmakla birlikte, Münih Güvenlik Konferansı marjında Sayın Bakanımızın Rus mevkidaşıyla bir ikili görüşme yapması hususu bugün itibarıyla gündemde değildir.

2. Öncesinde RF Dışişleri Bakan Yardımcısı Bogdanov Ria Novosti’ye, 11 Şubat’ta gerçekleştirilecek Uluslararası Suriye’yi Destekleme Grubu toplantısının ana konulardan birinin, Kürtlerin Suriye müzakerelerine katılımları olacağı açıklamasında bulundu. Türkiye bu mesele hakkında görüş bildirecek mi, yoksa bu konunun görüşülmesine gerek yok mu?

Bilindiği üzere Suriye rejimi ile muhalefeti arasında yapılması öngörülen görüşmelerde muhalifler arasında Suriyeli Kürt grupların temsilcileri de bulunmaktadır. Siyasi çözüme yönelik çabaları destekleyen Türkiye, Suriye’deki DEAŞ, El Nusra Cephesi ve PYD/YPG gibi terörist örgütlerin sözkonusu görüşmelerde yerinin olmadığını düşünmektedir.

3. Türkiye’nin gaz tedarik kaynaklarını çeşitlendirmeye yönelik çalışmalarından bahseder misiniz? Öyle bir tesadüf oldu ki, uçak vakasının hemen ardından, Ankara’dan İran ve diğer ülkelerden gaz tedarikinin artırılacağına dair açıklamalar gelmeye başladı. Bunlar birbiriyle bağlantılı mı? Rusya, Türkiye’nin gelecekte de Rus gazına talebinin devam edeceği konusunda kendini rahat hissetmeli mi?

Bildiğiniz gibi Rusya halihazırda en büyük doğalgaz tedarikçimizdir. Türkiye ise Gazprom’un Avrupa’daki en büyük ikinci müşterisi konumundadır. Dolayısıyla her iki ülke de doğalgaz alanındaki işbirliğinden fayda sağlamaktadır. Rusya bugüne kadar bizim için güvenilir bir tedarikçi olmuştur. Bu işbirliğinin, karşılıklı yarar ve yükümlülükler temelinde, piyasa şartlarına uyumlu şekilde ileride de devam etmesini bekliyoruz.

Öte yandan, Türkiye’nin enerji tedarik kaynaklarını çeşitlendirme politikası yeni değildir. Her ülke gibi Türkiye de enerji güvenliğini güçlendirmeye dönük adımlar atmaktadır. Ülkemizin coğrafi konumu bu bakımdan bize önemli avantajlar sunmaktadır.

4. Daha önce Rus tarafı, Türk tarafının bu konuda RF’yi bilgilendirmesi ve tekliflerini göndermesi halinde Türk akımı istişarelerinin canlandırılabileceğini açıklamıştı. Yani (siyasi anlaşmazlıkları paranteze alırsak) top resmi olarak Ankara’nın tarafında. Türkiye’nin ilk adımı atabileceğini düşünüyor musunuz?

“Türk Akımı”yla ilgili sorunuza gelince öncelikle, “Türk Akımı”nın Rusya tarafından önerilen bir proje olduğunu hatırlatmak isterim. Proje konusunda geçtiğimiz yıl yapılan ön temaslar dışında somut bir çalışma veya müzakere gerçekleştirilmemiştir. Yapılan ön temaslarda teknik heyetlerin projeye ilişkin temel prensipler üzerinde ortak zeminde buluşması mümkün olmamış, dolayısıyla projede ilerleme sağlanamamıştır. Projenin dört hattan iki hatta indirilmesi hususu ile Avrupa’ya yönelik gaz sevkiyatına ilişkin bir başka proje olan Kuzey Akım-II’ye ilişkin gelişmeler ülkemizce resmi temaslar aracılığıyla değil, basın yoluyla öğrenilmiştir.

5. Sayın Büyükelçi bu mülakat Rusya’da kutlanan 10 Şubat Diplomatlar Günü arefesinde veriliyor. Türkiye’de Diplomatlar Günü kutlanıyor mu?

Türkiye’de diplomatlar günü resmi olarak kutlanmamaktadır. Ancak, çeşitli vesilelerle mesleğe ilk giren meslektaşlarımızdan biz Büyükelçilere kadar her kategoriden diplomat zaman zaman üst düzey liderlerimizce kabul edilmekte, bizlere yemek davetleri verilmekte, biraraya gelinmektedir. Bu buluşmalar hepimize büyük onur vermektedir. Yine bu toplantılarda mesleğimizle ilgili en üst düzey değerlendirmeleri yapabilmekte, serbestçe görüş alışverişinde bulunmakta, gerekli talimatları almaktayız. Öte yandan, mesleklerini icra ederken Ermeni terör örgütlerinin saldırıları sonucunda hayatını kaybetmiş olan çok sayıda şehit diplomatımız ve ailelerini her yıl 18 Mart Şehitleri Anma Günü’nde saygıyla anmaktayız. Bütün bunlar, ülkemizde resmi bir Diplomatlar Günü olmasa da, hepimizi biraraya getiren bazı faaliyetlerdir.

Bu vesileyle, yakın ilişki ve işbirliği içinde olduğumuz, mesleki ve insani niteliklerini her zaman takdir ettiğim Rus meslektaşlarımın ve Rusya’da görev yapan diğer ülke diplomatlarının “Diplomatlar Gününü” “Rossiya Segodnya” aracılığıyla kutluyorum.

6. Meslek seçiminiz tesadüfi miydi, yoksa diplomat olmayı planlamış mıydınız?

Meslek seçimimin tesadüfi veya en başından beri planlı olduğunu söylemem zor. İnsanların ilgi alanları ile mesleklerinin örtüşmesinde, şahsi tercihleri kadar o günün şartlarının da büyük önemi olduğu muhakkaktır. Aslında bu durum, sadece diplomasi mesleği için değil, bütün meslekler için geçerlidir. Ancak, özellikle dış dünyaya ilgi göstermeye başladığım eğitim yıllarımdan itibaren diplomasinin temel alanını oluşturan uluslararası ilişkiler her zaman esas ilgi alanım olmuştur. Buna paralel olarak, tarih, siyaset bilimi gibi diplomasinin ayrılmaz parçalarını teşkil eden alanlara yönelik de büyük bir ilgim oldu. Bir insanın bütün bu ilgilerini pratiğe geçirebileceği, kendisini geliştirebileceği en somut meslek de tabiatıyla diplomasidir. Aslında bu mesleği seçmeseydim bile, çalışacağım herhangi bir başka alan muhakkak ki yine uluslararası ilişkiler olurdu.

7. RF’ye atanmadan önce başka ülkelerde de görev yaptınız. En fazla aklınızda kalan tayininiz hangisiydi? Hala çalışmayı arzu ettiğiniz bölgeler kaldı mı? Diplomatlık hayatınız boyunca başınıza gelen ilginç olaylardan hangileri aklınızda kaldı?

Bir Türk diplomat olarak İslamabad, Atina, Bakü, Lizbon, Gümülcine (Komotini) ve Stuttgart’da değişik sıfatlarla görev yaptım. Büyükelçi olarak ilk görev yerim Tahran, ikincisi ise daha önce SSCB döneminde de görev yaptığım Moskova oldu. Ekim 2014’ten bu yana Moskova’dayım. Bu kadar önemli ve özel ikili ilişkilerimizin bulunduğu ülkelerde görev yapmış olmaktan dolayı kendimi şanslı hissediyorum. Her birisi halen unutamadığım anılarımın olduğu yerlerdir. Görev yaptığım ülkeler, o kadar önemli, renkli ve zengin ki bu listeye ilave edebileceğim başka bir ülke bulmakta zorlanıyorum.

30 yılı aşkın meslek hayatım boyunca başımdan geçen ilginç olayları bir soruya cevaben özetlemek takdir edersiniz ki kolay olmayacak. Ancak günün birinde hatıralarımı kaleme almayı düşünürsem, size de kitabımın bir örneğini vereceğim. Aslında böyle bir çalışmam da var.

Bununla birlikte, görevim boyunca dünyanın öndegelen pekçok lideriyle tanışabilmiş olmak ve Türkiye’nin sınırları dışındakini etkilerine ve bu etkinin her geçen gün daha büyük boyutlara erişebildiğine bizzat şahit olmak benim için önemli bir tecrübe olmuştur. Bunlar Türkiye’nin gücünü ve ne olduğunu anlamama büyük etki yapmıştır. Hiçbir doğal zenginliği, petrolü, doğalgazı olmayan Türkiye’nin sadece ve sadece kendi insanlarının emeğiyle bugünlere gelmesinin, örneğin G-20 üyesi olabilmesinin anlamı ve değeri yurtdışında daha iyi anlaşılıyor.

Bunun dışında, sizin ülkeniz bakımından söylemek gerekirse, birincisi SSCB’nin son yıllarında, ikincisi Rusya Federasyonu’nda olmak üzere Moskova’da iki kez ve farklı dönemlerde görev yapmış olmayı meslek hayatım bakımından en büyük şans ve tecrübelerden biri olarak görmekteyim. Bu kanaatim ikili ilişkilerimiz hangi düzeyde olursa olsun değişmemiştir ve böyle kalacaktır.

Çok sayıdaki ilginç anım arasından değinmek istediğim güncel bir örnek verebilirim. Özellikle son dönemde milyonlarca Suriyeli insanın çocuklarıyla birlikte başta Türkiye olmak üzere komşu ülkelere sığınması ve önemli bir bölümünün Avrupa’ya geçmeye çalışırken Ege Denizi’nde boğulması hadiseleri, sadece diplomatlar için değil herhangi bir insanın şahit olabileceği en trajik hadiselerdendir. Bunlar içinde çok sayıda Türkmen de bulunmaktadır. Bu olaylar hepimizde derin izler bırakmıştır. Benzer vakaların devam etmesi bu acıyı daha da artırmaktadır.

8. Sizce 2000 yılındaki diplomasi ile 2016 yılındaki diplomasi arasındaki temel farklar nelerdir?
Bahsigeçen zaman dilimi 16 yıl gibi uzun bir dönemdir. Bu süre içerisinde, gerek ikili ilişkilerde gerekse uluslararası sistem bakımından çok sayıda önemli ve stratejik gelişme olmuştur. Diplomasi anlayışı ve araçları arasında doğal olarak büyük farklar vardır. Ortaya yeni sorunlar ve meseleler çıkmıştır. Profesyonel bir diplomasi esnekliği ve dinamizmi içinde bu yeni meselelerin verimli ve başarılı bir şekilde sonuçlandırılması bütün diplomatların görevidir.